Fransa'nın Cezayir Katliamı? Fransızlar Orda Ne Yaptı? Resim

2009-07-16 16:56:00

Cezayirli yöneticiler, “Fransa, Cezayir'de soykırım yaptı, özür dilesin.” dedikçe; Fransızlar, “Bu işi tarihçilere bırakalım.” yanıtını vermektedir. Aynı Fransa, “Ermeni iddialarını tarihçiler araştırsın.” biçimindeki öneriye karşı çıkarak, sözde Ermeni soykırımını tanıyan yasaları hiç yüzü kızarmadan ulusal meclisinden geçirebilmektedir. Bu çifte standart karşısında sesini yükselten, başta Jean Paul Sartre, Didier Billion olmak üzere kimi Fransız aydınlar ise, Fransa'nın tutumunu, “Cezayir, Fransa'nın tabusudur.” sözleriyle açıklamaktadır. Oysa, yalnızca Cezayir değil, Fransız tarihinin neredeyse tümü Fransa'nın tabusudur. Fransa, Yeni Kaledonya, Madagaskar, Haiti, Martinigue, Guadaloup, Fransız Guyan'ı, Komor, Senegal, Mali, Fil Dişi Sahili, Gabon, Kamerun, Gana, Gine, Benin, Rwanda, Vietnam, Laos ve Kamboçya gibi bir bölümü halen Fransız toprağı olan ülkelerde yaptığı katliamların yanı sıra, Birinci Dünya Savaşı sırasında işgal ettiği Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Adana'da işlediği suçlardan dolayı da tarihiyle yüzleşmekten kaçmaktadır. Fransa'da resmi tarih, Fransız ordusunun Anadolu'da yaptığı katliamları yok sayar, ders kitaplarında bu konuya yer verilmez. Fransız tarihinin karartılan sayfaları, yalnızca Fransa dışında yapılan kötülükleri içermez. Fransa'da yaşanan soykırım ve katliamlar da, tarihiyle yüzleşme cesareti olmayan bu ülkede tabudur. “Fransız'ın Fransız'a soykırımı” olarak adlandırılan 1793-1796 Vendée Soykırımı, 24-25 Ağustos 1572 Saint Barthelemy Katliamı, Kölelik Dönemi, “Terör Süreci” olarak adlandırılan Fransız Devrimi, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Hitler'in Fransa'daki işbirlikçisi Vichy Hükümeti Dön... Devamı

Celseler... Celse Nedir? Ruh Mudur? Celse Nasıldır? Hayalet Midi

2009-07-16 16:46:00

İnsanlar çağlar boyunca ruhu merak etmiş, ruhun varlığını ve yokluğunu tartışmıştır. Hepimizin mutlaka ruh hakkında aklına takılanlar olmuş ve bu konu üzerinde kafa yormuşuzdur. Fakat ruh, her şeye rağmen gizemini korumaktadır. Kuran her konuda bilgi verirken ruh hakkında az bilgi verildiğini açıkça söyler:  “Sana ruh'tan sorarlar; de ki:  "Ruh Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (İsra 17/85)” Burada da açıkça belli olmaktadır ki ruh daima gizli kalmış ve bu konuda az bilgi verilmiş bir olgudur. Öyleyse acaba ruh hakkında ne kadar bilgiye ulaşabiliriz? Bu gizemi çözebilir miyiz veyahut bu konuda aklımızda ki soru işaretlerini silebilir miyiz?Ruh Nedir? Nasıldır? Bir şeyleri anlatır ve açıklarken benzetmeler kullanırız. Benzetme yapmak için ise doğal ona benzer bir şeyin olması gerekir. Ama ruhun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Ruhu benzetebileceğimiz maddesel bir şey dünyada yoktur. Bu yüzden özelliğini bilmek ve anlatmak güçtür. Ruhun tesirleri en ince ve üstün elektromanyetik tesirlerden daha ince, üstün ve süptildir. Ancak spiritüel bilgiler ile bu şekilde anlatılabilir. Bu yüzden aletlerle saptanması çok güçtür. Ama yapılan parapsikolojik araştırmalarda ruhu belli bir şekilde ölçmeye yarayacak elektronik cihazlar yapılmıştır. Fakat tam manasıyla ne ölçülmüştür ne de özelliği tam olarak açıklanmıştır.  Elimizde Kuran-ı Kerim’den biraz daha açıklayıcı ama üstü kapalı ayetler var. “Ona, bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın. (Hicr 15/29)”  “Sonra onu ‘düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak gözle... Devamı

Muhammedü'l Emin - Hz. Muhammed Mustafa (SAV)

2009-07-15 20:21:00

Hz. Muhammed (S.A.V), 571 yılında Mekke'de doğdu. Mekke'nin ve Arabistan'ın en nüfuslu kabilesi olan Kureyş'in, Benihaşim (Haşimoğulları) boyundandır. Babası Kureyş kabilesinin lideri ve Mekke yöneticisi olan Abdülmuttalip'in oğlu Abdullah, annesi ise yine aynı kabilenin Zühre boyundan Vehb bin Abd Menaf'ın kızı Amine idi. Babasını doğmadan, annesini ise altı yaşında kaybeden Hz.Muhammed (S.A.V), büyükbabası Abdülmuttalip'ın himayesine girdi. Hz.Muhammed (S.A.V), sekiz yaşında iken Abdülmuttalip'de ölünce, amcası Ebu Talib'in yanına alındı. 10-12 yaşlarında çobanlık yapmak zorunda kaldı. Bu ağır koşullara rağmen Hz. Muhammed (S.A.V) mazbut bir hayat sürmekte, dürüstlüğü ve doğruluğu ile tanınmaktaydı. Bu yüzden henüz gençliğinde herkesin takdir ve saygısını kazanmış, "Muhammed el-Emin" diye anılmaya başlamıştı.  Hz. Muhammed (S.A.V) gençliğinde, ticaretle uğraşan amcası ile Suriye'ye gitti. Daha sonra Hz. Hatice bint Huveylit adında zengin bir dul kadının, ticari işlerini yürütmesi için yaptığı teklifi kabul etti. Hz. Muhammed (S.A.V) 595 yılında Hz. Hatice ile evlendiğinde 25, Hz. Hatice ise bu sırada 40 yaşındaydı. Hz. Muhammed (S.A.V) bu evlilikten sonra da bir süre ticaretle uğraştı. 40 yaşına yaklaşırken, hayatında dönüşüm belirtileri baş gösterdi. Bu sırada, topluluktan uzaklaşmak ve vaktinin çoğunu düşünceye dalmak eğilimi kendisine hakim olmaya başlamıştı. Bu amaçla, Mekke yakınlarında bulunan Hira dağındaki mağaraya gider, uzun süre orada kalır, vaktini düşünmekle geçirirdi. Kendisini en çok düşündüren toplumun içinde bulunduğu maddi ve manevi çöküntüydü. Hz. Muhammed (S.A.V) 40 yaşında iken, Hira dağında kendisine ilk vahi geldi. Bu vahi, Allah tarafından Cebrail adlı melek aracılığı ile gönderilmişt... Devamı

Alb. Dursun Çiçek

2009-07-15 20:18:00

1960 Tokat Reşadiye'ye bağlı Umurca köyünde doğan Dursun Çiçek, Sivas Yıldızeli Pamukpınar Öğretmen Okulu'ndan mezun olmuştur. Çiçek, 1976 yılında girdiği Harp Okulu'nu da 1980 yılında devre üçüncüsü olarak bitirdi. 1988 yılında Harp Akademisi'ni kazanan Çiçek, 1990-94 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı'nda görev yaptı. Dursun Çiçek 1994'ten sonra 15 ay süre ile Şırnak'ta Özel Amfibi (hem kara hem denizde görev yapan) Tabur Komutanlığı görevinde bulundu. 1997 yılında bir süre Arnavutluk'ta da görev yapan Çiçek, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde "Örgütlerde motivasyon ve iş yaşam kalitesi" konulu doktora tezini 2005 yılında tamamlamıştır. Albay Dursun Çiçek, 2004 yılından beri Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı görevini sürdürmektedir. Devamı

Uğur Mumcu Kim? Neden Öldürüldü? Uğur Mumcu Suikasti

2009-07-15 20:08:00

Uğur Mumcu SuikastiAslen, Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 yılında, babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu. Annesi Nadire Hanım, babası, Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey'di. İlk ve orta okulları Ankara�da okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. Bu hızlı yaşam Hukuk fakültesinde de devam etti. 1961 yılında baş1adığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1965 yılında tamamladı. Bir süre avukatlık yaptı; yabancı dil öğrenmek için İngiltere'ye gitti. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olarak çalıştı. Yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında, Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön Dergisinde başlayan Uğur Mumcu, 12 Mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. Uğur Mumcu bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkum edildi. Fakat yargıtayca karar bozuldu ve serbest bırakıldı. Bu olaydan sonra, Mumcu askerliğini, 1972-74 yılları arasında Ağrı'nın Patnos ilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi. İlk yazıları 1962'den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM v.b. dergilerde yer alan Mumcu'nun, 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda inceleme yazıları da yayımlandı. Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık Yeni Ortam dergisinde başladı. Daha sonra çalışmaya başladığı Anka Ajansında 1975 yılından itibaren Cumhuriyet'e de köşe yazıları yazdı. ... Devamı